Gönderen Konu: Kurbağa Cenneti  (Okunma sayısı 3661 defa)

omer

  • Newbie
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Kurbağa Cenneti
« : 31 Ocak , 2013 »
Bir zamanlar cennetin ortasında içi kurbağa dolu bir göl varmış. Burası kurbağalar için bir cennetmiş, çünkü etrafta hiç kimse yokmuş ve yiyecekle temiz su bolmuş. Kurbağalar burada uyum içinde ve mutlu yaşarlarmış, yalnızca bir sorunları varmış. Bu sorun aralarından birinden kaynaklanıyormuş. Herkesin bildiği gibi, kurbağalar zıplarlar ve vırak derler. Oysa bu genç kurbağa cik cik diyor ve ön ayaklarını iki yana açıp çırpıyormuş. Öbür kurbağalar ona ne yapması gerektiğini öğretmeye çalışıyorlarmış. Onları dinliyor, ama yine bildiğini okuyormuş. Sonunda yaşlı ve bilge kurbağalar bu genç asiye davranışlarının kurbağalarınkine ne denli ters düştüğünü sabırla anlatmaya çalışmışlar. Nasıl sıçraması ve vırak demesi gerektiğini göstermişler. Bunun yararı olmayınca kızıp onu dışlayacaklarını söyleyerek gözünü korkutmayı denemişler. Ama tüm çabalar boşa gitmiş. Kurbağalar bu durumdan çok tedirgin olmuşlar ama yapabilecekleri bir şey de yokmuş.
Bir gün öğle üstü gölün üstünde üç büyük gölge belirmiş. Bir süre daireler çizmişler ve sonra birer birer pike yaparak aşağıya doğru süzülmüşler. Her biri korkudan titremekte olan zavallı birer kurbağayı kapıp havalanarak gözden kaybolmuşlar. Kurbağaların akılları başlarından gitmiş. Ertesi gün, tam öğle vakti, üç büyük gölge gene gölün üstünde belirmiş. Daireler çizdikten sonra gene dalışa geçip birer kurbağa kapıp uçup gitmişler. Artık tüm kurbağa topluluğu tam bir panik içindeymiş. Bir toplantı düzenleyip ne yapacaklarını saptamak istemişler. Ama hiçbir ortak görüşe varamamışlar. Sonunda hepsi korkularına yenik düşmüş ve ertesi gün için bir plan geliştirememişler. Bu durum günlerce sürmüş. Kurbağa cenneti yok olmak üzereymiş ve kurbağalar kendilerini nasıl koruyabileceklerini kestiremiyorlarmış.
Bir sonraki toplantıda genç bir kurbağa söz alarak ayaklarını çırpıp cik cik diyenin hiç saldırıya uğramadığını fark ettiğini söylemiş. Belki de hepimiz ön ayaklarımızı çırpıp cik cik demeliyiz, diye önermiş. Yaşlı bilge kurbağalar böylesine kurbağalığa aykırı bir öneri karşısında çileden çıkmışlar. Dalların, nilüferlerin, ağaç gövdelerinin arkasına daha iyi gizlenme kararı almışlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, gölgeler her gün yeniden gelip aralarından bazılarını kapmayı sürdürmüş. Sonunda, en yaşlı ve bilge kurbağa, çaresizlik içinde, cik cik diyene öykünmeyi öneren genç kurbağaya ne yapmaları gerektiğini sormuş. ‘ Hepimiz ayak çırpmayı ve cik cik demeyi öğrenerek her gün öğleden hemen sonra cikcikler ve ayaklarımızı çırparız. En yaşlı bilge kurbağa aslında bu davranışı hiç onaylamıyormuş, ama yaşamları tehlikedeymiş. Bu yüzden, öğleyin, tüm kurbağa topluluğu cik cik diyerek ayaklarını çırpmaya başlamış. Üç büyük gölge gelip gölün üstünde dönmüş, dönmüş, dönmüşler. Sayısız daireler çizdikten sonra hiçbir kurbağaya saldırmadan uçup gitmişler. Topluluk çok sevinmiş ama ertesi gün için endişeleri sürüyormuş. Ertesi gün öğle vakti üç büyük gölge gene gelmiş ve tüm kurbağalar can havliyle cik cik diye ötüp ayak çırpmışlar. Gölgeler gölün üzerinde daireler çizmişler ve sonra gitmişler. Üçüncü gün gene gelmişler, kurbağalar cik cik diye ayak çırparlarken daireler çizerek sürekli alçalmışlar. Sonra, çok uzun bir süre sonra, üç çaylak bir daha dönmemek üzere, uzaklaşıp gitmişler. 
Kurbağalar yeniden cennetlerine kavuşurlarken kurbağalara ‘özgü’ davranışlar konusunda da biraz daha esneklik kazanmışlar...
« Son Düzenleme: 10 Ekim , 2014 Gönderen: nlpat »